Buradaki habere göre; Topkapı sarayındaki tarihi eserler, çürümüş olduğu için antika değeri olmadığı ve tarihi eser vasfından çıktığı raporla belirtiliyormuş ve hurda oluyormuş. Fatih Sultan Mehmet’in savaş eşyaları, Yeniçeri kalkanları ve eşyaları gibi bir çok kişinin ilgisini çeken bu eşyalar nasıl olur da korunamaz.
İşin aslı, hurdaya çıkıyormuş diye okuyunca dedim ki; git saray önünde nöbet tut. Ne zaman hurdaları atarlarsa topla. Bir tek uyanık benim ya :) Meğersem, bu hurdaları antikacılara satıyorlar diye de söylentiler varmış. Bize kaptırırlar mı :) Girişte her kişiden 20 YTL. alınan bir yer bir de devlet tarafından desteklenen bir yerde nasıl olursa eserler depolarda çürüyebilir? Ortalıkta onlarca çakal dolaşırken, haberlerde yok bilmem kaç tıllık halımızı çaldılar, şurada bulduk, geri almaya çalışıyoruz derken. Bir tarafta Tarihi eserlerimiz depolarda çürüsün?
Benim bu olaya inanasım gelmiyor. En azından yanıltıcı bir haber olarak düşünüyorum. Fakat, insanın içinde bir şüphe ister istemez oluyor. Bu eserler madem ki korunamıyor, görmek için neden para alınıyor? dedirtiyorlar insana.
15 Temmuz 2008 tarihinde gazanya yazmış;
Günümüz olaylarına başka bir bakış, yoruma gerek kalmıyor …
Genç yaşta emekli olan bir binbaşı sürekli evde oturmaktan sıkılınca mahallenin bakkalına gitmiş ve şöyle bir öneride bulunmuş:
- Sana ayda 200 lira vereyim, bunun karşılığında seni her gün denetleyeyim.
Bakkal hem para kazanacak hem de kendisine uyarılarda bulunacak deneyimli bir emekli subayın yardımını almış olacaktır. Teklif hoşuna gider ve kabul eder.
Emekli binbaşı, her sabah 08.00′den akşam mesai sonuna kadar bakkalı denetlemeye başlar.
Fakat bakkal bir süre sonra denetimle baş edemeyecek hale gelir.
“Binbaşım al şu 200 lirayı, bu işten vazgeçelim” diyerek anlaşmayı bozar.
Emekli binbaşı bakkaldan sonra manav, kasap, kırtasiyeci derken, bütün esnafa aynı teklifi yapar.
Önce her biri teklifi sevinerek hemen kabul eder, daha sonra da denetimden sıkılıp tıpkı bakkal gibi çok geçmeden anlaşmayı bozarlar.
Fakat emekli binbaşı son olarak gittiği manifaturacı ile çok güzel anlaşır. Denetim işi aylardır sürmesine rağmen, manifaturacı öncekiler gibi hemen pes etmez. Manifaturacı, binbaşının her isteğini “Başüstüne komutanım” diyerek yerine getirir.
Emekli binbaşının merakı hat safhaya çıkar. Bu şekilde altı yedi ay geçtikten sonra bir gün binbaşı dayanamaz ve “Yav arkadaş” der:
- Bütün mahalle esnafı denetimden sıkıldı. Seninle gayet iyi çalışıyoruz. Bu başarımızın sana göre sırrı nedir? diye sorar
Manifaturacı, bir topuk vurup “hazır ola” geçtikten sonra soruyu yanıtlar:
- Binbaşım, ben de emekli başçavuşum!
Alıntı: Şakir Süter
11 Temmuz 2008 tarihinde gazanya yazmış;
Gecende toshiba g 900 ile yazi yazmistim. Simdi de bloga resim eklemeye calisacagim. Evet resim guzel gozukuyorsa demek ki; resim de gonderebilecegiz bu aletle, Turkce karakter olmamasi da cok kotu.
Bir dusunun, GPRS le internete baglaniyorsunuz. Blogunuza yazi yazip, resim cekebiliyorsunuz ve Blogunuza ekleyebiliyorsunuz. Fakat Turkce karater yok.

G900 ile resim…
21 Haziran 2008 tarihinde gazanya yazmış;
Dün akşam eve giderken gözümüzün önünde bir kaza oldu. Bir aracın şerit ihlali neticesinde diğer yoldan gelen araçla çarpıştı. Çarpan araba Şahin, ön yolcu koltuğunda bir teyze oturuyordu. Emniyet kemeri takılı değil. Çarpmanın etkisiyle, ön cama çarptı ve kafasıyla camı kırdı. Sanırım kaşı patladı.
Kazayı ve teyzeyi görünce cep telefonuna sarıldım. 112 tuşladım. Karşıma biri çıktı. Ben hemen konuşmaya başladım. “xxxx yolu , xxx kavşağında kaza oldu. Yaralı bayan var.” Karşıma çıkan bilgisayar, “112 Acil servis, görüşmeleriniz güvenlik nedeniyle kayıt edilmektedir.” ve müzik, ben zaten kazanın şokundayım, acaba yanlışlıkla bankayı mı aradım diye şüphe düştü içime… Takribi 5 sn. beklettikten sonra karşıma bir bayan çıktı ve durumu kısa cümlelerle izah ettim. Konuşmamız takribi 5 - 10 sn arasında bitmiştir.
Bu olaydan nasıl ders çıkartabiliriz?
Hayatımız iğne ipliğine bağlı. Korkusuzca sonsuz hayat yaşayacak gibi hayatımızı sürdürüyoruz. Her an, herhangi bir yerde azrail hadi gidiyoruz diyebilir. Hazırlıklı olmak lazım…
Normal şartlar altında itiraf edeyim, ben de ön tarafa oturunca emniyet kemerini uzun yol haricinde takmazdım. Şimdi canlı olarak gördüm, eğer şehiriçinde o emniyet kemeri takılsaydı; ön tarafta oturan teyze mermi gibi koltuktan ön cama gitmezdi. Bu olay herkesin başına gelebilir ve her ne kadar arabanın ön tarafı gittiyse bile sadece maddi hasarlı olurdu.Kimsenin canına zarar gelmezdi. Arabanın hızı da 60-70 arası idi. 70 yoktu bile.
Canı sıklanların 112 acil servisi aramalarını şiddetle kınıyorum. Bu konuda bilinçlenmemiz gerekiyor. Sanırım bu sapıklar yüzünden 112 ‘yi arayınca önce bilgisayar çıkıyor ve hattın yoğunluğuna göre müzik çalıyor. Sonrasında canlı bir şahıs karşınıza çıkıyor ve durumu anlatabiliyorsunuz. Belki 10 sn. gibi gözüken bu kısa süre içerisinde her şey olabilir.
Umarım 112 hattının sonu bankalar gibi olmaz. Acil durumlarda yarım saat - bir saat bekletmeyi hiç düşünemiyorum.
Geçmiş olsun…
19 Haziran 2008 tarihinde gazanya yazmış;
Sınavlardan hemen sonra gökyüzünü dinlemeye başladım. Sanırım 1 hafta’yı geçti ya da 1 hafta oldu. Aşağıdaki ilginç sesi kaydettim dün gece. Yani 11 Haziran 2008 Tarihinde sabah 00:30 - 01:00 arasında kaydedilmiş bir ses dalgası.
Şimdi gelelim mantık yürütme olayına, bazı geceler 3-4 sn. kadar süren anlamlı yayınlar oluyor. Bunlar, genelde uçak geçerken oluyor. Bazen cızırtılar yoğunlaşıyor, bunlara bir anlam veremiyorum. Aşağıdaki gibi ses dalgalarına çok sık rastlamadığım kesin.
Sık rastlamadığım bu şekildeki ses dalgalarının oluşumu ve sona ermesi 1 sn. gibi kısa sürede oluyor ve kesinlikle yayında ne olduğu anlaşılmıyor.
Evin çatısına hala anten kurmadığım için, bilgisayarımı ve radyomu alıp kendim çatıya çıkıyorum :) o yüzden uçakları farkedebiliyorum :)
Yazının devamını okuyun—> »
11 Haziran 2008 tarihinde gazanya yazmış;