Viessmann Sponsorluğunda Hollanda Gezisi

Ekim 17, 2010 | | İlk Yorumu Yazın

Viessmann fabrika gezisinden bahsetmiştim. Hollandaya gelmemiz gece yarısını bulmuştu. Gece otobüste uyumaktan etrafı seyredememek kötü oldu be :)

Armsterdam, her tarafında kanallar bulunan bir şehir. Evlerin yapısı birbirine o kadar çok benziyor ki, haritanız olsa dahi yolunuzu sık sık kaybedebiliyorsunuz. Rehberimizin anlattığına göre mimari yapıyı değiştirmeye izin vermiyorlarmış. Restorasyon yapılırken binaların içlerini istediğiniz gibi düzenlerken, binaların dışı orjinal olarak bırakılıyormuş. Bu nedenle üzerinize düşecek gibi yamuk duran binalara sık sık rastlayabiliyorsunuz. Kanunları, insanlara bisiklet kullanmayı cazip hale getirmiş, bu nedenle her yer bisiklet dolu. Yaşlısından-gencine, herkes bisiklet üzerinde. Motorlu araç kullanan kişiler, trafik kurallarından daha çok yol üzerindeki bisiklet kullanıcılarına dikkat ediyor. Bir taksici ile sohbet ederken bunun nedenini anladık. Taksi şöförü bize şunu dedi ; “gökten üzerime bisikletli düşşe, ben suçlu oluyorum.” nedenini anladık. Yoksa bizim buralarda o bisiklet kullanıcıları fazla yaşayamazlar :) Yerli halkından birini gördüğünüzde hemen anlıyorsunuz; “uzun boylu, sarışın, renkli gözlü” :) Uzun derken basketçi gibi 2 metrelik insan olarak algılamayın, bize göre normal olsa da tahminimce boy ortalaması 1,70 in altına inmiyordur.

Armsterdam şehri için özgürlükler şehri diyorlar. Bir çok ülkede yasak olan bu şehirde kanunen serbest. Kalabalık bir caddede uyuşturucu madde satan yerleri görmek mümkün. Merkezdeki bir çok dükkanda cinsel ürünler ve  uyuşturucu madde ürünleri bulunuyor. Merkezden uzaklaştıkça bu ürünler satılmıyor. En azından ben o şekilde gözlemledim :)

Armsterdam’da genel olarak kiliseler göze çarpsa da diğer dinlere ait ibadethaneler de mevcut. Türk insanı gittiği yerde izler bırakmayı seviyor :) Fatih Camii de bunlardan biri. Kliseden camiye dönüştürülen bir yer. İmamı var, 5 vakit namaz kılınıyor. Namaz vakitlerinde sadece Türk vatandaşlar değil, yabancı vatandaşlar da buraya geliyor. İmamı ile biraz muhabbet ettiğimizde 30’a yakın daha cami olduğunu ve bunların 20-25 tanesinin Türk vatandaşları tarafından yapıldığını öğreniyoruz. Oradaki Cami kavramı da biraz farklı, yeni yapı olmadıkları için dış görünümleri diğer yapılar gibi normal fakat iç yapıları olabildiğince bizim buralardaki gibi yapılmaya çalışılmış. Fatih Camii web sitesi de var: http://www.fatihcamii.nl/

Hollanda’nın simgesi haline gelmiş ilgi çekici çok fazla bir şey olmadığını fark ettim fakat, en önemli ve daha önceden biliyor olsak da  bizi şaşırtan olay deniz seviyesinin altında olması. Denize yapılan setler  deniz ile kara arasında duvar oluşturuyor. İlk başta bataklık olan kara parçalarında kanallar oluşturuluyor ve bataklıklar kurutuluyor. Bu sayede insanlar için yeni yaşam alanları oluşuyor. Defalarca sorduğumuz soru şuydu, “Yağmur yağdığından sel basmıyor mu?” Bize anlattıklarına göre, deniz tarafında ve kanallarda devamlı su seviyesi ölçülüyor ve buna göre kanallardaki su pompalar sayesinde sabit tutuluyor. Bir setin üzerinden geçerken deniz seviyesi ile arazilerin seviyesini karşılaştırma imkanımız oldu. Deniz yukarıda ve kara aşağıda. İnsan görünce şaşkınlığını gizleyemiyor. Kanallarda yüzen evler mevcut. Bu evlerin değeri 250 bin Euro kadarmış. Fiyatı görünce kanal üzerinde villa gibi algılamayın. Prefabrik şeklindeki evler bunlar.

Hollanda’nın en zenginlerinin çiftçiler olduğunu öğrendik ve bir çiftliğe uğradık. Kaşar peynirleri oldukça meşhurmuş ve her çiftliğin kendine özgü atadan kalma formülleri varmış. Bu formüller o kadar gizli tutuluyormuş ki, çiftliğin yeni gelinlerinden dahi bu formüller saklanırmış.  CocaCola, Fanta formülleri gibi, Neticede bize anlatılanlar bunlar :)

Çiftliğin sahibi ki ismini unuttum. Üretim aşamalarını bize gösterdi. Uzun süre saklanabilen kalıplardaki peynirler şahsen benim için 4-5 günde bitirebileceğim boyutlarda fakat ağız tadıma uygun değillerdi. Kendilere has kaşar peyniri kesmek için bıçakları mevcut. Peyniri bir kağıt inceliğinde kesiyor. O bıçağı ve kestikleri peyniri görünce , biz ne kadar zengin bir ülkede yaşıyormuşuz dedim. Öyle bir alet icat etme gibi ihtiyacımız olmamış.

Yine aynı çiftlikte yöresel olarak kullandıkları ayakkabıları gördük. Tamamı kavak ağacından yapılan ve çiftçilerin arazilerde kullandıkları papuçlar. Çiftlik sahibi bize göstermek için ayak üstü bir çift ayakkabı yaptı. Eskiden ağacı elle oyarak 3-4 günde yapılan ayakkabılar şimdi bir torna tezgahında 5 dakika gibi sürede yapılıyor :) Tabi çiftçilerin kullandıkları papuçlarda herhangi bir işleme olmazken, turistler için hediyelik papuçlar özenle bir işçilikten geçiriliyor ve güzel süslemelerle satışa çıkarılıyor.

Eski bir balıkçı köyü Volendam’a uğradık. Burada, yeni evlenen bir çifti görünce hemen tebrik ettim ve fotoğraf çekinebilir miyiz diye sordum. Yeni evli çift, benimle aynı kareye girmekten korkmadıklarını söyleyince bir fotoğraf çekindik fakat makinenin azizliğine uğrayarak bulanık çıktık :)

Köy dedikleri yer, turistlik bölge olduğundan olsa gerek oldukça düzenli ve manzaralı bir yerdi. Turistlerin de bol olduğu bir bölge. Japon bir grup ile konuşamadan oradan ayrıldılar,  sohbet edebilseydik bol bol fotoğraf çektirecektim kendilerine. Ne de olsa bu konuda oldukça uzmanlar :) Hollanda’da neredeyse tüm hediyelik eşyalarda , yel değirmeni ve papuç simgelerine rastlıyorsunuz. Burada biraz farklı olarak denizci simgelerine de rastladık. Ne de olsa eski bir balıkçı köyü…

Volendam’da balık yedikten  sonrası, Merken Adasına geçtik. Marken adası da oldukça düzenli ve kanallı bir yapıya sahip. Mimari yapı tavuk kümeslerine de yansımış. Diğer gördüğümüz yerlere nazaran daha sakin bir yapıya sahip. Deniz kıyısına akan bir kanalda balık tutan yerlilerden büyük balık çıkmadığını öğrendik. Bahçeleri düzenli ve çocuklar için güzel oyun sahası niteliğinde.

Bu küçük kasabalara giderken baktığınız yer yeşil düzlük. Yeşil alanlar, kanallarla çevrili. İnekleri, koyunları gördüğünüzde bu hayvanlar çatlayacak diyorsunuz. İnsanların yaşam alanlarından daha çok yeşil düzlükler mevcut izlenimi bırakıyor insana. Gördüğümüz ördek sürüleri, kaz sürüleri, olabildiğine uzanan yeşil alanlar, düzenli evleriyle köyler  masallardaki hikayeleri anımsatıyor.

Kaldığımız oteldeki görevliler, Türk olduğumuzdan  “Abi, kardeş” diyorlar bize :)  Güler yüzlü personel ile resim çekinmeyi ihmal etmedik tabi ki ;)

Viessmann sponsorluğunda bayilerle beraber 4 gün geçirdik. Viessmann yetkililerine ve bu unutulmayacak gezide bize rehberlik eden Gazella yetkilileri İnci ve Altuğ’a teşekkür ediyoruz.

Fotoğraf albümü burada : http://blog.gazanya.com/foto-galeri/7-10-ekim-2010-hollanda

.

Bu Yazıları Okumak Yürek İster:

  • 7 – 10 Ekim 2010 Hollanda
  • 07 Ekim 2010 / Viessman Gezisi
  • 3 Ekim 2009 Renault Fluence Gezisi
  • Viessmann Fabrika Gezisi ve İzlenimlerim
  • Gazella ile 3 Kıta Bir Blogger Yarışması
  • Leave a Reply

    CAPTCHA (Şahıs Denetim Kodu) Resmi